1970’lerin başında çekilen İngiliz dizisi “Upstairs, Downstairs”, TRT’nin ilk yıllarında ülkemizde de gösterilmiş ve o dönemde çocukluğunu yaşayan neslin aklına başka şeyiyle olmasa da adıyla kazınmıştı.
Liglerin puan tablolarında “Yukarıdakiler, Aşağıdakiler” doğal olarak oluşuyor ve beklentilerin tersine giden ekipler, İddaacılar için fırsat oluşturuyorlar. İngiltere’de 4 büyüğün yukarıda olacağını tahmin etmek için deha olmak gerekmiyor ancak sezonun neredeyse ilk çeyreği tamamlanmışken Hull City’nin ilk üçte yer alması, tıpkı transfere büyük paralar döken ve Modric, Corluka gibi birçok gözde oyuncuyu renklerine katan Tottenham’ın 8 maçta 2 puanla ligin dibine oturması gibi tahminlerin çok ötesinde sonuçlar. Grafikleri beklentinin tersine ilerlerken iki takımın buluşmasının sonucu, formları doğrultusunda olunca Hull City, White Hart Lane’de kendine güvenenlere “4.30” kazandırdı. Ertesi maç gününde Stoke City’nin Tottenham galibiyeti, hedefini kaybeden kaliteli takımları devirmek için ille de çok formda olmak gerekmediğini gözler önüne serdi.
Tottanham, Feyenoord, Roma, Juventus, Fenerbahçe gibi takımlar, kaliteleri, isimleri, son yıllarda rakiplerine kurdukları üstünlükleriyle, İddaa’da karşılarındaki ekiplerin oranlarını yükseltiyorlar. Nedeni ister sakatların, cezalıların çokluğu, isterse takım içindeki uyumsuzluklar olsun, büyüklerin çaptan düşmesi rakiplerine oynama cesaretini gösterenlere prim yaptırıyorlar.
Benzer şekilde yüksek oranlar Hoffenheim, Hull City, Genoa, Napoli, Catania, Le Mans, Toulouse gibi altlarda yer almaları beklenirken iyi bir takım kurgusuyla müthiş bir özgüven yakalayarak herkese kafa tutanlar için de geçerli. Bu takımların karşısına çıkanlar, kadro kaliteleri ne olursa olsun, yapabileceğine inanan, birlik halindeki bir ekiple oynamanın zorluğunu yaşıyor ve bunun sonucunda sahadan genellikle puan kaybıyla ayrılıyorlar. Çizgilerini sürdürdükçe bu ekipleri kuponlara yazmak, oran – risk dengesi açısından çok olumlu görünüyor.
You must be logged in to post a comment.